0 views

" />

Alevitische Gemeinde Duisburg / Duisburg Alevi Toplumu

Kendin için istediğini başkaları için de iste. (Hz. Ali)

Alevitische Gemeinde Duisburg / Duisburg Alevi Toplumu - Kendin için istediğini başkaları için de iste. (Hz. Ali)

Dört Kapı Kırk Makam

 
Alevilikte dörk kapı kırk makam anlayışı, kamil insan (olgun insan) olma yolunda, aşama aşama geçilmesi gereken unsurlar olarak kabul edilir.
 
İnsanı Kamil olmanın yolu dört kapı kırk makamdan geçer.  Pirimiz Hükar –Hacı -Bektaşi Veli´nin kitabi olan Makalata, dörk kapı kırk Makam çok güzel ve ayrıntliı bir şekilde anlatılır. Bu bölümde her kapıyı bazı makamlarıyla kısa şekilde tanıtılacaktır. Bu kapılar sırasıyla şöyle ifade edilir.
 
1. Şeriat kapısı
2. Tarikat kapısı
3. Marifet kapısı
4. Hakikat kapısı
 
1) Şeriat Kapısı:

Dört kapı öğretisine göre, İnsanı Kamil aşamaları sıralamasında ilk sırada yer alan insanın kendisini eğitmesi evresidir. Allaha ve onun peygamberlerine iman etmek , ilim ögrenmek  ve Allaha  ibadet etmek esastir bu kapıda.
Buyruğa göre şeriat kapısında insan okur yazar olmalıdır. Ancak okuyan okuduğunu anlayan, dünyayı ve toplumu tanıyan kişi sorunlara çözüm bulabilir. ; Şeriat dünyada bilgi sahibi olup, cehaletten kurtulmaktır.
 
 
2) Tarikat kapısı:
 
Tarikat, yol demektir. Bir pirin, mürşit’in Hakk’a ulaşmak için, İslam dinini yorumlayarak oluşturduğu, kendine özgü kuralları, ilkeleri ve törenleri bulunan inanç yolu, gönül yolu, manevi yol. Hz. İmam Ali’nin tasavvufi yorumundan yola çıkarak, Ehlibeyt ve 12 İmam sevgisiyle besleyerek gelen tarikatlar İslam dinine yeni yorumlar getirdi. Bunun adına da Batınilik (Konularin ic yüzü, gizli anlami)  denildi. Bu temel altında Alevilik de yayılıp genişledi ve güçlendi.
 
Her talip  pir ve mürşit huzurunda yani Hakk’ın divanında, bir daha günah işlememek kaydıyla tövbe etmeli ve tövbesinde sadık kalmalıdır. Geçmişteki günahlarında “kul hakkı” varsa onları ödemelidir. Gönül kırdıysa, özür dileyici olup, kırdığı gönlü onarmak gerekir. Ağlattıklarını güldürmek zarar verdilerinin Zaralarını karşılamak koşuluyla tövbesi kabul olur. Talip olan bir kişi evvela bir Mürşit huzurunda yola ikrar vermelidir ki; sıdk-ı kalp ile Allah’a teslim olsun.
 
Bu kapıda bir Mürside baglanip Hak Muhammet Ali divanina ikrar vermek, kötü davranislardan kacinmak esastir.
 
 
3. Marifet kapısı
 
Yolun Talibi  bu kapıda daha derin araştırmalar ve incelemeler yaparak, iyi hal ve davranislarda bulunarak, tassavuf ilminde ilerliyerek irfan ve bilgi sahibi olarak doğruları ve Hakkı daha derinden hiseder ve kavramaya calisir. Marifet kapısıninda on makami vardir. Burada birkac makami örnek vererek anlatmaya calisacagiz.
 
Adem oğlunun “edep”ten nasibi yok ise insan değildir. Adem oğlu ile hayvan arasındaki fark budur. Şems-i Tebrizi’den nakledilir ki; “Ey Ademoğlu gözünü aç ve gör Allah-ü Teala’nın kelamının manası olmasıdır.
 
 
Eline – Beline – Diline Sahip Olmak makamların ilkidir marifet kapısında.
 
Eline sahip ol; o eli harama uzatma, hırsızlık yapma, sana ait olmayan şeylere el uzatma, elini suç işlemekten ve kan dökmekten uzaklaştırıp güzellikleri yaratma haline dönüştür.
 
Diline sahip ol; yalan söyleme insanları birbirine düşürecek kov ve gıybette bulunma.
 
Beline sahip ol; zina yapma, helalinden gayrisine şehvet gözüyle bakma.
 
 
Tasavvuf İlmini Öğrenmek marifet kapısında çok önemlidir.
 
Tasavvuf ahlak ve kalp ilmidir. Gönül yolu ile önce kendini, sonra kendi özünde Tanrı’yı bulmadır. Gönlünü kötü huylardan temizleyip, kalpten imanın vicdanileşmesini sağlamak kalpten imanın sağlamlaşması için nefs-i emareden doğan şüphe ve tembelliklere yer vermemek kaydıyla, sıkıntıları giderip ibadetinde kolaylık ve lezzetin hasıl olması için gafletten uzaklaşıp her an Hakk’la beraber olmaktır. Tasavvuf halidir, söz değildir, söz ile ele geçmez. Hal ile yaşanılır. Tasavvuf insanları incitmemektir ve alçak gönüllü olmaktır. Bunu elde eden o ilme vasıl olur. Tasavvuf ehlinin üç vasfı vardır. Birincisi toprak gibidir. İyiyi de kötüyü de bağrın da besler, ayırd etmez. İkincisi bulut gibidir, herkesi gölgeler. Üçüncüsü yağmur gibidir, sevilen kimseyi de sevilmeyen kimseyi de sular. O rahmet suyunu ayırım yapmadan herkese gönderir.
 
 
Marifet Sahibi Olmak bu kapının diğer bir makamıdır.
 
İlim ve sanat sahibi olmaktır. Marifet sahibi olmak, gönül yoluyla en yüce düzeye ulaşma ve Tanrısal sırlara erme veresidir. Gönülle bilmek, yani Allah’ı gönüldeki ilhamla tecelliyatını görmektir.
 
Kendi Özünü Bilmek marifet kapısını adeta özetleyen bir makamdır.
 
Zira Hz. Resullulah’ın buyurduğu gibi nefsini bilen rabbini gerçek olarak bilir. Nefsin gerçek manası insanın kendisidir. İnsan-ı Kamil’i anlatmak güç bir manadır. Hz. Mevlana’nın buyurduğu gibi: “İnsanın hakikatını anlatsam sizde yanarsınız bende” can kafeste susuz kalmış bir bostana benzer, suyu verince yeşerir envayi türlü bitki biter. İşte marifetin muhabbeti su misalidir. İnsan yeniden hayat verir. Kendini bilmekteki maksat başkalarında kusur aramdan, sürekli kendisinin eksik ve yanlışlarını denetleyip, kendine dönme ve kendisini vicdan muhakemesinde yargılayarak arındırıp, kendisinde var olan Tanrısal gizlikleri keşfetmektir.
 
 
4. Hakikat kapısı:
 
Tassavufta varilacak en son nokta hakikat kapısıdir. Herseyi yartan, insana kendi ruhundan üfleyen ve kendi suretinden (cemalinden) meydana getiren, Allaha ulasma, hakikate erme sürecidir, hakikat kapısı. Makamlardan örnekler vererek hakikat kapısıni anlatmaya calisacagiz.
 
Hakikat, yüzeysellikten sıyrılıp, öze dönmektir. Her şeyi Allah rızası için yapıp yüce yaradanı hoşnut etmektir.
 
Fecr Süresi Ayet 28: “Ey nefis dön rabbine razı etmiş ve edilmiş olarak.”
 
Ayetteki ifade, Tanrı’nın rızasını kazanmış kulundan, kendisinde razı olduğunu beyan ederek “Dön Rabbine” çağrısıyla “FENAFİLLAH” makamına davet etmektedir.
 
Fenafillah: Tanrı rızasını kazanmış kulun, kendi varlığını Tanrı varlığında yok ederek onun yolunda kendi varlığından geçmesidir.
 
Hakikat yolcusu olan kul gerçekliğin en yüksek aşamasına ulaşmak için görünür varlıklardan kopma, sıyrılma anlamına gelen FENAFİLLAH, bir bakıma yalnız Tanrısal olanla yetinmedir. Bu aşamaya ulaşmış salik (yolcu) özünde ve çevresinde sadece Tanrının bulunduğunu kavramış olur. Bu aşamada “Ben” ve “Sen” gibi sözcükler “Birliğe” aykırı olduğundan, ikilik yarattığından geçersizdir.
 
Özetleyecek olursak fenafillah ölmeden evvel ölmektir.
 
Tanrısal özde ölümsüz olma durumu “Bekabillah” makamını en güzel şekilde Hallac-ı Mansur (857 – 922) dile getirerek “ENEL HAK” diyerek “Bekabillah-ı” tanımlamıştır. Beka durumunda ulaşan kul, Tanrı’nın varlığıyla var, onun ezeli ve edebi, oluşuyla ezeli ve edebi olur. “Beka Billah” Tanrı’nın kendisidir.
 
Beka: Sonsuzluk, devamlılık ve baki olan anlamındadır. O makama erişen kişi hakikat-ı kavramış. O’nunla O olmuştur.
 
 
Hakikat kapısının  birkaç makamı ise şunlardır:
 
Alçak Gönüllü ve Türap Olmak: Hz. Peygamber Efendimiz, bir hadisinde Hz. Ali Efendimize: “Ebû Türâb” diye hitap etmişti. Ebû Türab’ın sözlük anlamı, yaratılışın ana maddelerinden sayılan dört ana maddeden birisi olan topraktır. Turab olmak, alçak gönüllülüktür. Toprak, her şeyi karşılıksız verir, karşılıksız alır. Her zaman ayaklar altındadır yani en alçak gönüllüdür. Herkes tarafından çiğnenmiş olmasına rağmen kimseye dert yanmaz. Herkese hoşgörü, sevgi ve şevkat ile yaklaşır. Toprak cömerttir, toprak berekettir. Toprak, onunla başlayıp onunla bitmektir.
 
İnsan da herkesin bastığı  toprak anlamında alçak gönüllü olmalı. Allah’tan gelen her şeyi, gönül hoşluğu ile karşılamalı. Hiçbir zaman teslimiyetten ayrılmamalı. Yine hiçbir vesile kibirli ve benlikçi olmamalı, insanlara yüksekten bakmamalı, malıyla ve bilgisiyle övünmeyerek, hoşgörülü olmalıdır. Herkesin ilmine ve bilgisine, saygı duymalıdır.
 
 
Kimsenin Ayıbını Görmemek: Hz. Ali Efendimiz, şöyle buyuruyor: “Akıllı bir kimse, önce kendi ayıplarını görür. Kendi ayıbını görmeyen kimse, başkasındaki güzellikleri göremez. Bir kişinin kendi ayıp ve kusurlarını görmeyip, başkalarının ayıp ve kusurlarıyla uğraşması, kötülük olarak ona yeter.
 
Yine Hz. Ali efendimiz: “Kim kendi ayıbına bakarsa, başkasının ayıbını görmez. Başkasının kuyusunu kazan kimse, oraya kendisi düşer. Kendi hatalarını unutan kimse, başkalarının hatalarını büyük görür. Başkasının gizli hallerini ortaya koyan kimsenin ise kendi gizli ve ayıp halleri ortaya çıkar” buyurarak, bu konuyu veciz bir şekilde anlatmıştır.
 
Hasan-ı Basri Hazretleri de: “Ey adem oğlu! Sende mevcut olan bir kusur ile insanları kınayıp dururken, kamil bir Müslüman olamazsın. Kamil Müslüman olmak için önce kendi kusurunu ıslah etmelisin, sonra da başkalarının kusurlarını ıslah ile meşgul olman gerekir. Ancak bunu yaptığın zaman Allah Teala’nın has kullarından olabilirsin” buyurmuştur.
 
Cenab-ı Allah Kur’anda: “Birbirinizin ayıplarını (gizli hallerini) araştırmayın” buyurmuştur. (Hucurat, 12)
 
 
Tüm Yaratılanı, Sevmek: Bunun için tüm yaratılana bir nazarla bakmak, yaratılanı yaratandan ötürü sevmek gerekir. Başta insan olmak üzere tüm yaratılmışı, sevgi ve muhabbetle kucaklamalı ve sevmeliyiz. Ayrıca insanların iyi ve üretici yanlarını bulup, onları o yönde çalışmaya yönlendirmeli ve hiçbir vesile onların kusurlarını görmemeliyiz.
 
 
Tüm İnsanları Bir Görmek: Yetmiş iki millete bir gözle bakmalı. İnsanlar arasında din, dil, ırk ve cinsiyet ayırımı yapmamalı. Her inanç grubunun yaptığına saygı duymalı, hiçbir kimsenin yaptığı ibadeti hor görmemeli ve hoşgörü ile karşılamalıdır. Çünkü Cenab-ı Allah, yapılan ibadetin şekline değil, özüne bakmaktadır.
 
 
Vahdet-i Vücut ve Vahdeti Mevcut Anlayışı: “Vahdet-i Vücut ve Vahdet-i Mevcut” anlayışına göre, Allah’ı bir görmek, yani tek olduğuna inanmaktır. Bir başka deyişle  varlığın tek oluşu, yani kâinatı bir bilme. Kısacası; “Lâ Mevcuda İllallah” tır, yani ondan başka mevcut yoktur. Tasavvufta ise Allah’a yakın olma, Allah’a ulaşmak anlamına gelir.
 
Özetlersek, Allah’ın tüm varlıklarda görünmesidir. Bu duruma şahit olma, yani her şeyi Allah’ın tecellileri olarak görme halidir.
 
 
Tanrısal Sırları Öğrenmek ve Öğretmek: Tanrı’nın birliğinden, yani ahad (tek) oluşundan haberdar olup, bundan başkalarını da haberdar etmek gerekir. Çünkü Allah, tek bir varlıktır, evrende görünen tüm nesneler, O’nun unsurlarıdır. Nasıl ki, biz bir insana baktığımız zaman onu tek görürüz. Halbuki bu insanın bedeninde elleri, kolları, ayakları, ağzı, burnu, kulakları, kaşları, kirpikleri , saçları vardır. Bedeninin içersinde ise ciğerler, dalak, pankreas, böbrekler ve adını sayamadığımız milyarlarca hücreler ve mikro organizma mevcuttur. Bundan dolayıdır ki Hz. Ali efendimiz, “insan, küçük bir âlem” buyurmuştur. İşte biz, bir insana baktığımız zaman, tüm bu nesnelerin teker teker isimlerini söylemeyiz, bu bir insan deriz. Allah için de O’nun bu âlemde bulunan unsurlarını teker teker söylemeyiz, Sadece “Allah” deriz. Veya: “O, tektir, yani Ahad” tır” deriz. Bunun tasavvuftaki söyleniş şekli “Lâ Mevcuda İllallâh” tır. “O’ndan başka mevcut yok” demektir.
 
Bir insanın, bu mertebelere erişebilmesi için, önce Hakk-Muhammed-Ali yoluna girip, ikrar vermeli ve dört kapı-kırk makamın tüm vecibelerini yerine getirmesi gerekir.
 
Hakikat yolcusu, gerçekte Hakk’a talib olmalıdır. Bunun için de özünü toprak etmelidir. Çünkü toprak, öyle bir nesnedir ki, kendisine ne kadar eziyet edilse, o buna daha bol ürün vererek cevap verir. Üzerine hayvan dışkısı atılsa, o bundan asla gücenmez, aksine daha fazla ürün verir. Bundan dolayıdır ki, hakikat yolcusu bir talip aynı toprak gibi olmalı, küfrü imana çevirmesini bilmelidir.
 
Hakikat yolcusu olan kimse, kendisini toprak edip, “Marifet” tohumunu bu tarlaya ekmeli. O tohumu, fakirlik, alçak gönüllülük suyu ile sulamalı, rıza orağı ile biçmeli, sabır harmanında dövüp, fark düveni ile yumuşatıp, şark yeliyle savurup, hal değirmeninde un edip, erkân eleğiyle eleyip, irade teknesine koyup, iman tuzuyla tuzlayıp, “muhabbet”le yoğurup, aşk ateşiyle yakıp, gönül fırınında pişirip, “Mürebbi”nin önüne gelmelidir.
 
Eğer makbul görülüp kabul edilirse, Şeriat, Tarikat ve Marifet makamlarındaki hizmetinin karşılığını görmüş sayılır. Bu kimsenin Hakk katındaki mertebesi yükselir ve böylece hakikate erişerek, kâmil insan olur.
 
Eğer bir talip, pişmeden, olgunlaşmadan “Mürebbi” önüne gelecek olursa, o pişmemiş ve çiğ bir lokma sayılır. Çiğ lokma da yenmez, insanın midesine zarar verir, lezzeti dahi olmaz. Bundan dolayıdır ki, Hakk, Muhammed, Ali yolunda ve erkânında, çiğ lokma yenmez, çünkü haramdır.
 
Yaşamında bu aşamaya gelen bir kimsenin, yaptığı her işte doğruluk, düzgünlük, söylediği her sözde kemalât görülür. Bu gerçeğin farkına varamayan kimseler ise, hangi milletten olursa olsun, gerçeği görüp fark edemez ve delâlet içersine düşer.
 
Hz. Hünkar Hacı Bektaşı Veli dört kapı hakkında şöyle buyuruyor; “Şeriat anadan doğmaktır. Tarikat ikrar vermektir. Marifet nefsini bilmektir. Hakikat, Hakkı kendi özünde bulmaktır.”
 
Hazırlayanlar
Bülent Korkmaz (Dipl. Sozialpädagog / AGD Disiplin Kurulu Başkanı)               
Muhammet Ali Yaşar (Çevre Uzmanı / AGD Genel Sekreter Yardımcısı)

 

0 views

Şuanda 7 ziyaretçi çevrimiçi
5 ziyaretçi, 2 robot, 0 üye
Tüm zamanlar: 97 de 10-07-2015 01:48 pm PDT
Bugünkü Maksimum Ziyaretçi Sayısı: 13 de 02:49 am PDT
Bu ay: 52 de 03-15-2017 01:30 pm PDT
Bu yıl: 55 de 02-08-2017 12:44 am PST