Design and Programm Turan Oezcan
Site Ana Sayfa
   11 Mart 2010, Perşembe   
 
 
Arşiv >> 
 Ana Sayfa
 Alevi Öğretisi
 AGD
 Basında Alevilik
 Basında Madımak
Albümler
Videolar
Yazarlar
Ziyaretçi Defteri
Linkler
Açılış Sayfam Yap! Favorilerime Ekle!  info@alevi-du.com
  Ana Sayfa >  YAZARLAR
Miting Fotoğraf Albümü görmek için tıklayın...
Hüseyin Demirtaş
Alevi-Sol ilişkisi iyi bir tamiri gerektiriyor

Sol Aleviliğe ve Alevilere klasik din ve inançlara yaklaştığı biçimde yaklaşmayı terk etmelidir. Çünkü sol son 20 yılda gelişen inanç temelli Alevi örgütlenmesini kendine rakip olarak görmüş, “Din gericiliktir. Alevilikte bir inanç ise o halde Alevilikte gericiliktir” mantığıyla hareket etmiştir.

       07 Mart 2007        09:13:09        21   (defa okundu)             

Öncelikle söylemem gereken şey, sol artık dini gerçek niteliğiyle kavramaya başlamalı, dine yaklaşımında 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başlarında geçerli olan vülger marksist ve bilimi fetiş haline getiren pozitivist anlayışı terk etmelidir. Çünkü bu iki anlayışın dine sorunlu yaklaşımı hem teorik olarak aşılmış, hem de yaşanan tarih ve hayatın praksisinde yanlışlanmıştır.

 Her şeyden evvel bu iki anlayışın bilimci öngörüleri doğru çıkmamış; insanlık bilimin gelişmesiyle dinden büyük ölçüde uzaklaşmadığı gibi, aksine son 50 yıldır dünya genelinde dinsel bir yeniden canlanış ve uyanıştan bahsedebiliriz. Bu durum Batı Avrupa’da farklı bir seyir izlese de, başta Türkiye olmak üzere halkı Müslüman ülkelerde ve ABD gibi Hıristiyan memleketlerde çok belirgin bir dinselleşme yaşanmaktadır. Bu sürecin yönünün değişmeyeceğini dünya çapında yapılan tüm araştırmalar ortaya koyduğundan dolayı, solun da kendi gelecek projeksiyonlarını bu nesnel gerçeğe göre şekillendirmesi bir zorunluluktur.

 Türkiye özeline gelirsek, malum iktidarda İslamcı bir hükümet var. Toplumda da dinselleşme ve muhafazakârlaşma en üst seviyeye çıkmış haldedir. Sünni-Müslüman cephede baş gösteren bu gelişmeye paralel ve karşıt bir dinselleşme de Aleviler arasında yaşanıyor. Hemen altını çizelim; Sünni Müslüman dünyada yaşanan bu yeniden dinselleşme ve uyanış dışlayıcı, özümseyici ve anti-laik bir yapı taşırken, Alevilerde durum tersinedir. Alevilerin talepleri Türkiye’de hiçbir dini ve etnik gruba ayrım yapılmaması yönünde şekillendiğinden eşitlikçi, barışçı ve laik karakterdedir. O nedenle sapla samanı birbirine karıştırmamak gerekiyor.   

 Alevi-sol ilişkisine gelirsek, Aleviler Türkiye tarihinde genelde sol partilerin doğal müttefiki oldular. Bu müttefiklik tesadüfî değildi elbette. Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak’ın gizli belgelere dayanarak yazdığı “Ortaçağ’dan Modern Çağ’a Alevilik” kitabında çok iyi vurguladığı gibi, devlet elitleri Alevilerin sol ve pre-komünist eğilimli olduklarını daha 30-40’lı yıllardan itibaren biliyorlardı. Bu kitaba göre, Atatürk ve İsmet İnönü dönemlerinde doğrudan hükümetin emriyle doğu illerinde etnik ve dinsel yapıyla ilgili alan araştırmaları yürüten Prof. Dr. Hasan Reşit Tankut, hazırladığı raporlarda Alevilerin bu eğilimlerini tespit etmiş ve devletin bilgisine sunmuştu. Prof. Tankut, Aleviliğin komünün dini olduğunu ve dolayısıyla sınıfsız bir toplumsal yapılarının bulunduğunu belirttiği raporlarında, devleti uyarmış; bu yapıdan dolayı Alevilerin ilerde gelişecek sol, sosyalist ve komünist hareketlere doğal olarak büyük bir eğilim gösterebileceklerini ısrarla vurgulamıştır.
 Nitekim bu öngörüler doğru çıkmış, Aleviler 1950’de çok partili yaşama geçildikten kısa bir süre sonra sol parti ve örgütlerin en önde gelen müttefikleri, oy veren tabanları olmuşlar. Sol eylem ve faaliyetlere kitlesel katılımlarla dikkat çekerlerken, birçokları bazı sol örgütlerin lider kadrolarında ön saflarda yer almışlardır.

Ancak Aleviler solla olan bu doğal ittifakın ve verdikleri desteğin bedelini, ABD ve NATO’nun soğuk savaş döneminde Türkiye devleti üzerinde solun önünü kestirmek, komünizm tehlikesini önlemek adına yaptığı baskılardan dolayı çok ağır ödemişlerdir. ABD destekli devlet ve sivil faşist güçlerin ortaklaşa gerçekleştirdikleri 1980 öncesi Sivas, Çorum, Maraş ve Malatya katliamları, 12 Eylül sonrası korkunç baskılar, hapishanelerdeki işkenceler ve hızla uygulamaya konan asimilasyon politikaları hep Alevilerin solun en belirgin tabanı olmasıyla ilintilidir. Onların solla bağlarını kesmeleri için verilen kanlı gözdağı verme girişimleridir.

Soğuk savaş döneminin en ağır faturası Alevilere ödetilmiştir denilebilir. Unutulmasın ki, Türkiye’de sola tek kitlesel destek Alevilerden gelmiştir. Sol, Sünni-Müslüman kesimlerde kendine sıfırdan başlayarak yeni bir taban yaratmak zorundayken, Aleviler arasında bu tabanı hazır bulmuştur.
Son yıllardaysa Alevilerin sola güveni giderek azalmış ve bitme noktasına gelmiştir. Bu soğuma iki yönlüdür. Birincisi Türkiye’de sol adına ortaya çıkan CHP ve DSP gibi partiler hakiki anlamda sol olamadıkları gibi, kendilerine buna rağmen seçeneksizlikten destek veren Aleviler de en büyük katliam ve acıları CHP, SHP ve DSP’nin iktidar dönemlerinde yaşamışlardır. Malum Maraş, Çorum, Malatya, İkinci Sivas katliamı ve Gazi Mahallesi olayları hep solun başta bulunduğu zamanlarda meydana geldiği gibi, bunların sorumlularını da bu hükümetler yeterince takibe alıp hak ettikleri cezalara çarptırma yoluna gitmemişlerdir.

Alevi toplumundaysa son 50-60 yılda bir ekonomik sınıflaşma yaşanmış, 12 Eylül sonrasındaysa bu toplumsal farklılaşma daha da hızlanmıştır. Bu sürece bütün diğer toplum kesimlerinde etkisi görüldüğü üzere, bireycilik, apolitikleşme ve gemisini kurtaran kaptan anlayışı yanında Turgut Özal’ın liberal ekonomi politikalarının dominant baskısıyla köşe dönmeciliğe dayalı kapitalistleşme eşlik etmiştir. Toplumsal dokudaki bu köklü değişim haliyle Alevileri de derinden etkilerken, daha önceki süreçlerde blok halinde oy kullanan ve tercihini soldan yana yapan bu yapı büyük ölçüde dağılma aşamasına gelmiştir. 
Ama tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen henüz ana Alevi kitle soldan ümidini tamamen kesmiş değildir. Bu aşamada sola düşen yaşanan güven bunalımını aşmak, hataları tamir etmek, Alevilere tekrar güven vermek yanında, hakiki solla sol karikatürleri arasındaki farkı hem anlatması hem de bunu politikalarında yaşama geçirerek göstermesi gerekir. 

Ayrıca sol Aleviliğe ve Alevilere klasik din ve inançlara yaklaştığı biçimde yaklaşmayı terk etmelidir. Çünkü sol son 20 yılda gelişen inanç temelli Alevi örgütlenmesini kendine rakip olarak görmüş, “Din gericiliktir. Alevilikte bir inanç ise o halde Alevilikte gericiliktir” mantığıyla hareket etmiştir. Hâlbuki Alevilik İslam ve Hıristiyanlık gibi klasik din ve inançlar kategorisinde değerlendirilemez. Bu dinler sınıflı, efendili-köleli, devletli-hapishaneli ve eşitsiz bir toplumsal yapının dinleriyken ve de ortaya çıktıkları dönemden bugüne kadarki tarihlerinin büyük bölümünü iktidarda geçirdiklerinden Alevilikle kesinlikle kıyaslanamazlar. Oysa Alevilik tarihi boyunca hiçbir zaman iktidar dini ve inancı olmadığı gibi, hep muhalif kalmış; uygarlığa geçmemiş, yazıyı, devleti, sınıflı toplumu, eşitsizliği bilmeyen komünün (ortakçı toplum) üstyapısı olmuştur. Bu nedenle solun Aleviliğe gericiliktir diye bakması vülger marksizm ve pozitivizmin çarpık bakışını yansıtır ve kökten yanlıştır.

Aleviler daha 50-60 yıl öncesine kadar büyük ölçüde komünü yaşayan bir toplumun üyeleri olarak, yüzyıllardır uygarlığın içinde yaşadıklarından dolayı yozlaşmış; eşitsizliği, adaletsizliği değişmez bir veriymiş, kadermiş gibi içselleştirmiş diğer toplum kesimlerine göre, bu dönemin anıları henüz taze olduğundan Türkiye’de sol düşüncenin sınıfsız-devletsiz toplumu kurma nihai hedefine koşmasına, harekete geçmeleri için büyük zahmetlere katlanmadan eşlik edebilecek hala tek kitledir. Solla doğal müttefiklik ortaya koyduğumuz bu tespitlere göre henüz menzil dışına çıkmış değildir. Sol sadece şu anda Alevi kitledeki bu kinetik enerjiyi açığa çıkarmayı becerebilmelidir. Tabii ki bizim burada kastettiğimiz sol, sosyalist ve gerçek anlamıyla sosyal demokratik soldur. Böyle bir sol da elbette son dönemde faşist eğilimler gösteren CHP’yi ve yine milliyetçi tonları fazla olan DSP’yi kapsamaz. 
Ayrıca sol Alevilerin aslında çok mütevazı olan taleplerini sahiplenmelidir. Bu önemlidir. Eğer sol bu taleplere sahip çıkmaz, devletin Türk-Müslüman-Sünni yaklaşımını aynen benimseyerek, bu yapıya hiçbir itiraz getirmeden yoluna devam ederse, Aleviler arasında sorunlarının sahiplenilmemesi nedeniyle ortaya çıkan öfkenin etkisiyle artan Alevi partisi kurma istekleri gerçeğe dönüşür. Bu da zaten zayıf olan Türkiye sol tabanını temelli dibe vurduracak büyük bir deprem demektir.

----- o O o -----

Bad Nauheim/Almanya, 24 Şubat 2007

*1970 yılında Kütahya’nın Emet ilçesine bağlı Şeyhler köyünde doğan Demirtaş, Avrupa Alevi Konfederasyonları Birliği’nin (AAKB) resmi yayın organı olarak Almanya’da aylık yayınladığı Alevilerin Sesi dergisinde 4 yıldır yazmaktadır. Dergide bugüne kadar Alevilik ve Alevilerin güncel ve tarihsel sorunlarıyla ilgili yaklaşık 45 makalesi yayınlanmıştır. Yazar Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü mezunudur.”


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

   Bu yazı için henüz bir yorum yazılmamış      Yorum Yaz    Yorum Yaz
ÜYE GİRİŞ
Alevi Bektaşi Federasyonu
  Ana Sayfa    Alevi Öğretisi    AGD    Basında Alevilik    Basında Madımak    Semahlar    Deyişler    Cem    Komikler    Spor    Genel    Haberler    Müzik    Albümler    Videolar     Yazarlar   Linkler  
Alevitische Gemeinde Duisburg Friedrich-Alfred-Str. 182 47226 Duisburg / Deutschland Tel.: 02065 / 67 63 27