|
EGITIM KIME TESLIM; LAIK OKULA MI, MEDRESEYE MI?
Turan Eser
Devlet okullarinda herkesin esit haklara sahip olarak egitim almasini, evrensel bir kural olarak sayilir. Bu nedenle çagdas ve demokratik ülkelerde egitim kurumlarinin asli görevi, toplumsal hayatin çok kültürlü yapisina ve çesitli sosyal çevrelere dahil insanlar (inançsal, dinsel, sosyo ekonomik düzeyleri, irksal vb.) arasinda hiç bir ayricalik yaratmadan, esit haklara sahip olarak yetistirilmesini saglamak, bu insanlar arasinda karsilikli saygi ve sevgiyi duygulari gelistirmek olarak tanimlanir. Farkli din, inanç ve etnik kimliklere sahip insanlarin bir arada yasamalarini kolaylastirmak ve herkesin esit kosullarda yasamasini saglamak amaciyla gerekli firsat ve olanaklari yaratmak için egitim kurumlarinin önemli bir islev üstlendigi bilinmelidir. Bu nedenle devletin okullarinda göz önünde bulundurulmasi en önemli ilke, esitlik, düsünce ve inanç özgürlügünün adresi olma özelligini ko rumasidir. Yani, bireysel hak ve özgürlükleri korumayi ögreten okullar, bunlarin sürekliligini saglayan ve evrensel deger ve ilkeleri topluma egitim yoluyla benimseten kurumlardir. Fakat ülkemizde bu durum biraz sorunludur. Sorunun merkezinde ise, Milli Egitim Politikamizin, egitimin rotasina dair sordugu soru ve verdigi karadir. Mekteplerden Okul mu? Yoksa Medrese mi Olacak? Zorunlu Din Dersi Olacak!
Kim Kazanacak? Hukuk mu, Yoksa Zorunlu Din Dersi mi? Yoksa Mücadele mi?
Alevi hareketi ve demokratik kamuoyu için, emsal teskil edecek olumlu bir yeni karar haberi de Antalya'dan geldi. Din dersinin zorunluluguna karsi çikip, çocugunu dersten muaf tutulmasini isteyen Alevi bir vatandasi, hukuk hakli buldu. Antalya'da ikamet eden, Alevi bir vatandasimizin zorunlu din derslerinden muaf tutulmak için, ilgili yasalari ve uluslararasi sözlesmeleri referans göstererek açtigi dav, Antalya 3. Idare Mahkemesi'nin herhangi bir inanca bakilmaksizin zorunlu din dersinin yürütmesini 5. sinif ögrencisi S.D. lehine durdurdu.
Karar gündemi kisa süreli isgal etti. Yerel seçimler nedeniyle, gündemden düsürülmeye çalisilirsa da, zorunlu din dersi ayrimciligi ve iskencesi Türkiye'nin demokrasiden, esitlikten ve laiklikte uzak resmini göstermeye devam edecektir. Dolaysi ile bu konuyu tekrar ele almakta fayda var.
26 yildir devlet, Sünnilik anlayisi dogrultusundaki mezhep endeksli “zorunlu din egitimi” iskencesine son verilmesi gerektigini ifade eden kararlar üst üste çikiyor. Ilk olarak H.Z'nin açtigi dava için, evrensel hukuk degerlerinin ve insan haklari hukukun dünya adresi olan AIHM, Zorunlu din derslerinin, hukuka aykiriligina karar verdi. Daha sonra 8. Danistay, zorunlu din derslerinde “ülkemizde çogulculuk anlayisi içerisinde, nesnel ve rasyonel bir sekilde din kültürü ve ahlak bilgisi ögretimi verilmedigini” ve “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin bu içerigi ile zorunlu tutulmasinda hukuka uyarlik bulunmamaktadir.” gerekçeleriyle, 26 yillik hak ihlallinin son bulmasina isaret etmis ve karar vermistir. Dün de Antalya'da bir Alevi velinin açtigi davanin sonucu, hukuk Alevi veliyi hakli buldu, çocugunun zorunlu din dersine katilimdan muaf tuttu.
Hukuk Olmaz Diyor, AKP Durmak Yok, Zorunlu Din Dersine Devam Diyor.
Türkiye'de siyasi iktidarlarin, 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan, 1982 Anayasasi'nin 24. Maddesindeki “... din ve ahlâk egitim ve ögretimi Devletin gözetim ve denetimi altinda yapilir. Din Kültürü ve Ahlâk ögretimi ilk ve ortaögretim kurumlarinda okutulan zorunlu dersler arasinda yer alir...” ve 1739 sayili Milli Egitim Temel Kanunu'nun 12. Maddesindeki “Türk millî egitiminde lâiklik esastir. Din Kültürü ve Ahlâk ögretimi ilkokul ve ortaokullar ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasinda yer alir...” hükmünü dayanarak, okullarda Islam dininin Hanefi yorumunu zorla çocuklara okutmakta olduklarina ve bu ülkede bu inanca mensup olmayan milyonlarca Alevi, farkli inanç gruplarinin ve her hangi bir dine inanmayan ailelerin çocuguna zorla uygulanmakta olan bu dersin yarattigi gerilimlere dikkat çekilmesi gerekir.
Zorunlu din dersi uygulamalari, din özgürlügünü güvence altina alan anayasanin 24. maddesine aykiridir. Çünkü din ve vicdan özgürlügü, ayni zamanda insanlarin dindisi kalabilme hakkini da kapsar. Insanlarin dini ögrenme, ögrenmeme, ögreneceklerse de bütün dinleri ögrenebilme hakki istegine bagli olmak sartiyla olmalidir. Böyle bakildiginda "Din kültürü ve ahlak ögretimi ilk ve ortaögretim kurumlarinda okutulan zorunlu dersler arasinda yer alir" biçimindeki kural, ayni maddede düzenlenen din ve vicdan özgürlügü prensibine aykiridir. Ayni zamanda, "kimse dini inançlarini ve kanaatlerini açiklamaya zorlanamaz, kinanamaz" biçimindeki güvenceye de aykirilik teskil ediyor. Mevcut uygulama sadece Alevileri degil, laik olanlari da rahatsiz etmektedir.
Okullar Çagdas ve Özgür Düsünen Birey mi Yoksa Ümmetçi Birey mi Yetistirecek?
Yaklasik olarak 28 yildir Türkiye'deki devlet okullarinin zorunlu olarak ve kesintisiz olarak uyguladigi zorunlu din dersi uygulamasi sonucu binlerce ögrencinin B.M. Çocuk Haklari Sözlesmesi'nin 30. maddesindeki “Soya, dine ya da dile dayali azinliklarin ya da yerli halklarin varoldugu Devletlerde, böyle bir azinliga mensup olan ya da yerli halktan olan çocuk, ait oldugu azinlik toplulugunun diger üyeleri ile birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi dilini kullanma hakkindan yoksun birakilamaz“ hakki ihlal edilmistir. Bazi okullarda ise bu durum daha vahim bir hal alarak, çocuklara zorla sinif siralari üzerinde namaz kildirilmistir. Bir yandan özgür düsünen, özgür üreten inisiyatif sahibi birey olma bilinciyle insan yetistirme istegi, diger yandan bu seçim ve tercih hakki elinden alinmis ve ümmetçi birey olmanin zorunlulugunu dayatan din dersi s eçenegi var. Bu çeliski durumu ve zorunlu Islam din dersini laisizm ve demokrasi gibi kavramlarla nasil bagdastiracagiz? Bir yandan “demokrasilerde, hakimiyet kayitsiz sartsiz milletindir” ögretilmekte, bir sonraki zorunlu din derslerinde ise bu hakimiyet hakkini “Islam dininde hakimiyet Allah'indir” diyerek Arapça dualar ezberletiliyor , gencecik beyinlerde çeliskiler yaratilmaktadir. Bu durumda, akil, bilim ve demokrasi yandasçiligini düsünen nesiller degil, ancak mürit yetisir.
Egitim, Çocuklarin Dünyasina Ayrimciligi ve Dislanmayi Sokmamalidir.
Türkiye'deki siyasi iktidarlar ve su an görev basindaki AKP hükümetinin Bakani “Bu ülkenin yüzde 99'u Müslüman'dir. Müslümanligin ne oldugunu çocuklarimiza ögretmeyecek miyiz?' diyerek, 28 yillik askeri darbe ürünü olan ayrimci ve yasakçi yasanin devami, “demokrasi ve esitilik” adina savunmaktadir. Bu ülkede 20 milyon Alevi ve bir buçuk milyon da gayrimüslim var. Alevi Sünni, gayri müslim ve inanan-inanmayan vatandasin çocugunu zorla din dersine sokuyorlar. Alevilik okutulmadigi için din dersinden muaf tutulmak isteyen bir Alevi vatandasi AIHM'e basvuruyor. AIHM Hakli buluyor. 8. Danistay benzer yönde açilan Kenanoglu davasinda, davaci veliyi hakli buluyor. Sanliurfa'nin Viransehir ilçesine bagli Oglakçi, Burç, Bag ve Bozca köylerindeki yaklasik 300 Yezidinin çocuklari ögretim yilinin baslam asiyla din dersi almaya zorlaniyor. Bu yönde sikâyetlere Ilçe Milli Egitim Müdürü “bakanlik ve genel müdürlükten gelen bir talimat genelgesini“ gerekçe göstererek farkli dinden bile olsa bu çocuklarin din derslerine girme zorunlulugu oldugunu belirterek talepleri geri çevirdigini biliyoruz. AIHM'deki Zorunlu din dersleri konusundaki davadan dolayi Türkiye'den giden savunma, tam anlamiyla bu alandaki degisime direnen, demokratiklesmeyi bu konuda frenleyen ve mevcut statükonun devamindan öte bir sey degildir. AIHM ve 8. Danistayin zorunlu din derslerinin bu haliyle hukuka aykiriligina iliskin verdigi karar ortada duruyor ve AKP hükümeti bu karari uygulamaya koymak bir yana, cami imamlarini din derslerine ögretmen olarak sokmaya basladi. AKP hükümeti kendisini besleyen tüm ideolojik aygitlarin ve içerigi ile devam etmesini, dolaysiyla Türkiye'deki zorunlu din dersi uygulamasi çocuklar üzerinde sistematik bir iskence uygulamasina devamina onay vermistir.
Ayrimcilik Üreten Zorunlu Din Dersi, Pedagojik Açidan da Zararlidir. !
“Demokrasi ve özgürlüklerden yana” görünmeye çalisan AKP hükümeti, tam tersine, tekçi ve ayrimcilik üreten bir iktidardir. Ayrimciligin ve pedagojik açidan zararli ve dindarlastirmanin önemli ideolojik ayagi olan Zorunlu din dersi uygulamasi, din, vicdan ve inanç özgürlügünü, egitim özgürlügünü ve firsat esitligini ayaklar altina alan, bir insan hakki ihlali oldugu görüsü AKP hükümeti tarafindan kabul edilmemektedir. Ayni zamanda bu uygulamayi Alevi çocuklarina ve ailelerine yönelik ciddi bir asimilasyon politikasi ve ayrimcilik olarak degerlendiren görüse, kulak tikamaktadir.
Hukukun Evrensel Ilkeleri ve Degerlerine Göre; “Zorunlu Din Dersi Insan Haklarina Aykiridir”
Türkiye, BM Kadinlara Karsi Her Türlü Ayrimciligin Önlenmesi Sözlesmesi ve Ek Protokolleri, BM Kisisel ve Siyasal Haklar Uluslararasi Sözlesmesi gibi uluslararasi birçok sözlesmeyi onaylayarak “Taraf Devlet” yükümlülüklerini kabul etmis bir ülkedir. Ancak Türkiye Zorunlu Din dersi uygulamasi din ve vicdan özgürlügü sorunu ile ilgili olarak sözlesmeler karsisindaki yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçinmaktadir.
Zorunlu din dersi iskencesi çözüm bekleyen bir demokrasi, insan haklari ve laiklik sorundur. Siyasi iktidarlar demokratik ve özgürlükçü laiklik tanimina uygun inanç ve vicdan özgürlügü kayitsiz sartsiz güvence altina alinmalidir. Kimse inancindan, giyiminden dolayi ayrimciliga maruz kalmamali ve yasam tarzlarinda özgürlügü sahip olmalidir. Devlet her hangi bir din ve inanç grubunu resmi inanç olarak kabul etmemeli ve lehte destek sunmamalidir. Yani devlet kendisini tüm inanç gruplarindan ve dinlerden ayri tutmali ve hepsine esit mesafede durmalidir. Laiklik tanimi geregi, devlet, kendi okullarinda zorunlu din egitimi yapamaz. Bu nedenle zorunlu din dersleri kaldirilmalidir.
Devlet “Laik Okullarda” Din Propagandasi Yapamaz!
Bu hizmetler inanç ve din gruplarinin kendisine birakilmalidir. Devlet okullarindaki din egitimi tüm inanç ve dinleri kapsayacak sekilde istege bagli olarak verilebilir. Çünkü bu bir insan hakkidir, çocuk hakkidir. Uluslararasi antlasmalar böyle söylüyor. Türkiye'nin bu antlasmalar altinda imzasi var. Bunun geregini yerine getirmek Türkiye'nin görevi. Insan haklari evrensel Beyannamesi madde 26 ne göre: “Egitim, insan kisiliginin tam gelistirilmesine, insan haklarina ve temel özgürlüklere saygiyi güçlendirmeye yönelik olmalidir. Egitim, bütün uluslar, irklar ve dinsel gruplar arasinda, hosgörü ve dostlugu yerlestirmeli ...Ana-babalar, çocuklarina verilecek egitimi seçmede öncelikli hak sahibidir. ''
Yani anne babalar çocuklarinin egitimi hakkinda söz sahibi olmalidirlar. Anne Babanin iradesi disinda baska bir yol olamaz. Roma'da imzalanan Avrupa Insan haklarini koruma sözlesmesi'nin 9. Maddesi ne göre ise: “ Herkesin düsünce, vicdan ve din özgürlügüne hakki vardir. Bu hak, din ya da inancini degistirme özgürlügü ile din ile inancini tek basina ya da topluca ve açik ya da özel olarak ibadet, ögretim , uygulama ve gözetme yoluyla açiklama özgürlügünü de kapsar .''
New York'ta imzalanan kültürel haklar sözlesmesinin 13 maddesinin 3. bendi ise: “ Bu Sözlesmeye taraf Devletler, ana babalarin ya da – kimi durumlarda – yasal vasilerin, Devlet tarafindan kurulanlarin disinda Devletçe konmus ya da onanmis belli egitim ölçülerine uyan okullar seçme özgürlüklerine saygi göstermeyi ve çocuklarinin kendi inançlari dogrultusunda ahlak ve din egitimini görmelerini saglamayi üstlenir. ''
Konu çocuklar olunca, UNESCO'nun görüsüde önemlidir. New York'ta 1959'da imzalanan Çocuk Haklari sözlesmesinin 14. maddesinin 1. bendi ne diyor:' “ Taraf Devletler, çocugun düsünce, vicdan ve din özgürlüklerine saygi gösterirler.”
New York'ta 1981'de imzalanan beyenname madde 5 ‘de: “Çocuk, ana babasinin ya da duruma göre kanuni vasisinin istekleri uyarinca istedigi din ya da inanç egitimi görme hakkindan yararlanir ve kendi çikarlari basta olmak üzere ana babasinin ya da yasal vasisinin isteklerine karsi din ve inanç egitimi almaya zorlanamaz” demistir. Fakat tüm bu hukuksal haklar, her nedense uygulama sürecinde, ideolojik yaklasimlarin kurbani olmustur.
Çözüm Özgürlükçü Laiklik Seçenegidir!
Zorunlu din dersi uygulamasinin kaldirilmasi, çocuklarin bilimsel, demokratik, özgür ve laik bir egitim almasini saglamak ve Türkiye'nin uluslararasi hukuk karsisindaki yükümlülüklerini yerine getirmesi için, özgürlükçü laiklik ekseninde bir egitim sistemini tercih etmesi zorunludur.
|
|